Maya: İlüzyon nedir?

Size sevgili hocam Dr. Douglas Brooks'un Maya'yı nasıl aktardığını sizlerle paylaşmak istiyorum. Kendisi Harvard'da Dinler Profesörüdür aynı zamanda. O nedenle ingilizce bilenler için bile dile ağır ve ağdalı gelir. Ben olabildiğince sadeleştirdim. Sorusu olan herkes bana ayrıca yazabilir.

Sevgiler,

Örge




<Yoga gelenekleri, maya kelimesini bir çeşit şemsiye gibi tanımlamak için kullanır. dünyanın bize nasıl göründüğü ile mayayla ve mayanın içinden nasıl göründüğü arasında bir çeşit geçirgen sınırı tanımlamak için kullanılır. Yani, maya geçirgen bir hücre zarıdır. Aynı zamanda, dünyanın da doğal bir parçasıdır.

Çok önceki zamanlardan beri, maya kelimesi Sanskrit dilinde, bir çeşit şemsiye,

dünyanın bize görünüşüyle ve mayayla ve mayanın içindeki arasındaki geçirgen bir çeşit sınırdır.

Maya geçirgen bir hücre zarı gibidir ve aynı zamanda da dünyanın kendisinin de bir parçasıdır. Maya’nın kelime olarak oldukça göz alıcı bir anlamı vardır. Kelime kökü olarak baktığımızda maya, ingilizce kelime olan measurement- ölçmek- kelimesine denk gelmektedir. Metre gibi, Maya kelimenin kökü itibariyle birşeyleri ölçme anlamı taşır. Bu anlamda, 1’den fazla şeyi içerir. Bunu düşünelim, çünkü birşeyleri ölçmek için onların ölçülebilir olması gerekir, uzamaları ve/ya genişlemeleri gerekir. Bu ve şu olması gerekir. Şimdi ve Sonra olmaları gerekir. Orda ve Burada olması gerekir. Yani bir şeyler veya bir yerler veya zamanlar olması gerekir. Maya farklılıkları ölçmeyi konuştuğumuz yoldur ve bu hücre zarına, bu şemsiyeye doğru yapmaya çalıştığımız bağlantı yollarıdır bu şemsiye.

Şemsiye de aynı maya gibi bizi yağmurdan korur ve bazen yaygınlığa ve saturasyona* aynı hücre zararı gibi izin verir ve bizi bu sınırlarımızın ötesine taşır. Maya, neredeyse, sağlıklı bir ikaz, önlem kelimesi gibidir. Aynı zamanda neredeyse problemli ve negatif olmaya yakındır. Maya etraflardaysa veya biz maya hakkında konuştuğumuzda- ortada hep bir yanlış anlaşılma varmış gibi ya da sanki bir dolap çevriliyormuş gibi gelir. Bu maya kelimesinin neden “ilüzyon” olarak çevrilmesinin sebebidir. Ne kadar karmaşık bir anlama (anlayış), o kadar ilüzyonlar dünyasını doğaracaktır.


Bu durumda, 1’den fazla şeyin doğru olduğu sofistike kavramların bir ilüzyon yarattığını anlarız. Maya bir hile, aldatma yaratabilir ya da bir eğlence/keyif de yaratabileceği gibi bir ümitsizlik de yaratabilir. Bu bizim 1’den fazla doğrunun var olduğu durumları nasıl algıladığımıza bağlı olarak değişir. Çok karışık göründü değil mi, kolaylaştırmak için şöyle düşünelim.


Bir sihirbaz şapkasından tavşan çıkardığında, hepimiz biliriz ki bir şapkadan bir tavşan gelmez. Tavşanlar diğer tavşanlardan gelir ama görmüşsünüzdür o şapkadan, sihirbazın bir tavşanı çıkardığını. Bu demektir 1 den fazla doğrunun olduğu burada söz konusudur.

Maya yı işlerimizde de görürüz. Yani aslında maya, bizim kendi tecrübe ve deneyimlerimizin bir ölçüsünü alır. Şimdi tam olarak ne oldu?

Nasıl maya ile kapandığımızı, maya tarafından nasıl zaptedildiğimizi, ilüzyon kavramına nasıl yakın tutulduğumuzun ışığında, mayanın bir delüzyon yarattığını da söyleyebiliriz.

Birinin kendi delüzyonu maya ile ilişkilidir çünkü insanın kendi ölçümünden başka bir ölçüm yoktur. Kendi tecrübelerimizden, kendi deneyimlerimizden ve duyarlılığımızın haricinde neyin daha fazla mümkün olabileceğini söyleyemeyiz. Maya diye nitelendirdiğimiz, kendi deneyimlerimizin neredeyse kendi kendimizi sınırlamasıdır. Aklın çok güzel olduğunda, dışarıdaki dünyanın da sana güzel gelmesi, seni neyin aldattığı veya ilüzyona neden olduğudur.

Bunu kendi kendimize yapıyoruz. Açıkçası, yoga felsefesi açısından maya terimini takip ettiğimizde, ilk maya algısı, karmanın başlangıcıdır, neden sonuç veya etki tepki ilişkisiyle sürekli tekrarlayan bir süreçtir. bu da kafamızı karıştırarak bizi bir çeşit hayal durumuna girmemize neden olur.


Kendimizi ölçemediğimizde, ve dolayısıyla dünyayı, o zaman mayanın bizi daha fazla sınırlamadığı bir dünyaya doğru giriş yaparız, ama bu da kendi yanlış anlamalarımızdandır. bizim kendimizi olayların özneleri olarak nasıl gördüğümüzü ve olanları nasıl deneyimlediğimizi ve bunların dünya ile nasıl bu ilişkide olduğu ile ilgili yanlış algılarımız, bizim için kafa karışıklığına sebep olur. Tamamen bizler tarafından yaratılır! Kendi yaratımımızdır. Bu açıdan maya, genel olarak avidya (cehalet) ile ilişkilendirilir. Yani, nasıl hatalı yorumladığımız sürecin başlangıcı olarak anlaşılır. karmayı yani kendi iç deneyimlerimizi yaratan ilişkilerimizi nasıl yanlış yorumlamamızla sürecinin başlangıcı cahilliktir


Kendi yanlış anlamalarımızdandır.

Bu da kendi iç deneyimlerimizden kaynaklanan neden-sonuç ilişkisi içine girmemize neden olur, bu da Karma’nın ta kendisidir!. Ve nasıl ki karma, bu problemin çatısını oluşturur, dünya da maya olarak görünür. Biz cahilizdir çünkü nedenselliği ve bağlantıları ve dünyanın bize görünümüyle olan ilişkisini anlayamayız.

Şimdi maya, anlaşılmalıdır ki bu büyük akıl karışıklığı veya ilüzyon basitçe bizim tarafımızdan yaratılmaz.


Hindu geleneklerinde bu durum evrenin tüm tekillikten çoğulculuğa nasıl geçtiği ile ilişkilendirilir. Bu konuyla ilgili bir sürü tartışma hali hazırda var: Yani dünya bir’likten nasıl çoğulculukla sonuçlandı? Bu bütünlüğü nasıl tek başına kendi içinde barındırdı? Bu, bizim kendi şuurumuzun üzerinde kendini çözümler.

Çeşitlilikler, zıt kutuplar oldu. Bu çeşitli çoğul çokluk bizim aklımızı karıştırır.

Neden evren çeşitli çoğulculuğa yol açtı ? Aklımızı işte asıl bu karıştırıyor.


Tekli evrenin (universe) çoklu evren (multiverse) haline dönüşmesini tanımlamak için Maya kozmolojik bir prensip haline gelmiştir ve yoga geleneklerinin bir yolunun parçasıdır. Tekillik isimler, formlar ve görünüşlerin çoğalmasıyla, maya bu evrenin kendi sahip olduğu şeydir.


Tamamıyla cahillik değildir, kendimiz için deneyimlediğimiz bu hayat. Bir hayal değildir ama bazı açılardan evren mayayı, kendi aldatmacasının bir çeşit süreci olarak kullanır. Bu ilüzyonları yaratmak için ya da bu çokluğun bu görünüşünün, isimlerin ve formların bu çeşitliliği nedir? Bu durumun kendisinden hoşlanabilir ve kendi sürecinin içinden devam eder ve kozmolojinin kendi yorumlarına yol açar ve evrenin kendi kendisini nasıl sıraladığını. Ama maya oldukça ilgi çekici ve sıramalama prensibidir.


Maya o nedenle, sadece düzensizliğin prensibi değildir, bir şekilde düzenli evrenin bir parçasını da içererir. Maya, kendini yeniden düzelten, yeniden çözen veya bizim mayaya nüfus edebileceğimiz ve bu düzeni birlikte geri getirebileceğimiz fikrini içerir. Mayayı birden bu açıdan düşünelim. Hem de kendi düzenini oluşturur. Bunu pratik bir örnekle açıklayacak olursak: Deniz kenarından gelen dalgaları düşünün. Mayanın bir parçası olarak, her bir dalga neredeyse sahil boyunca kumsala değecektir. Bu tahmin edilemez şekilde olacaktır. Burda, bir sonraki dalganın tam olarak nereye değeceğini kendine sorarsan, cevap kesinlikle maya olacaktır. Burda olabilir, şurada da olabilir. Bunun ölçüsünü almalıydık. Yükseklik, alçaklık gibi şeyleri söyleyerek, bütünleme hesapları yaparak cevap vermeye çalışabiliriz. Her ne olursa olsun- bir sonraki dalganın nereye dokunacağını tam olarak bilmek öngörülemezdir. Tahmin edilemezdir. Bu açıdan, mayanın anlamın bir parçasıdır.Ama aklınızda bulundurun dalgalar geldiğinde ve sen sahilde yürüdüğünde, fark edersin ki deniz kenarları burada ve oralarda toplanır aslında bu düzenleme süreci bir şekilde düzenleme yapma becerisinin içini de kapsar. Böylelikle maya, hem evreni düzenler hem de düzensizliği yaratır. Çünkü maya, kendi içindeki tüm ihtimallerin toplam ölçüsüdür.


Maya bazı olabilecek şeylerdir ya da düzenli bir biçimde meydana gelmeyecek şeylerdir ya da ihtimallere karşı boyun eğmemektir. <<


Dr.Douglas Brooks